Bilgi teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, günümüz dünyasında her alanda etkisini hissettiren dijital dönüşümlere öncülük etmektedir. Sanal ortamlar, yaşamlarımızın büyük bir kısmını şekillendirirken yenilikçi teknolojiler, hayatın her alanında köklü değişiklikler yaratmaktadır.

1990’lı yıllarda internetin hızla popüler hale gelmesi, web teknolojileri alanında önemli atılımlara zemin hazırlamıştır. Web teknolojileri, bilgiye erişimin ötesine geçerek kullanıcıların deneyimlerini ve etkileşimlerini dönüştüren bir evrim sürecine girmiştir. Bu süreçte, web 1.0’ın geliştirilmesiyle kullanıcılar, internet ağı üzerinden verilerini ilk kez bir yerden başka bir yere aktarabilme imkanına kavuşmuştur. Böylece veri paylaşımı, internetin sunduğu en temel olanaklardan biri haline gelmiştir.

Web 2.0 teknolojilerinin ortaya çıkışıyla birlikte internet, yalnızca bireysel bilgi edinme aracı olmaktan çıkarak daha dinamik ve etkileşim odaklı bir yapıya bürünmüştür. Bu yeni dönemde, kullanıcılar sadece bilgiye erişmekle kalmamış, aynı zamanda müşterek bir sistem üzerinden bilgi paylaşımı, işbirliği ve içerik üretimi gibi kolektif faaliyetlerde bulunma imkanına sahip olmuştur. Web 2.0, bireyler arasındaki iletişim ve etkileşimi güçlendirerek internetin sosyal bir platform haline gelmesinin yolunu açmıştır.

2010 yılından itibaren internetin daha akıllı hale geldiği web 3.0 teknolojisiyle merkezi bulunmayan internet düşüncesiyle tanışılmıştır. Bu teknolojinin sayesinde içeriklerin kontrolü yazılımlara devredilmiştir. Dolayısıyla yapay zekalı web olarak da adlandırılan bu yazılımların yardımıyla sistemin daha fazla kişisel hale geldiği sanal ortamlar ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda internet üzerinde gezinen tüm kullanıcıların dahil olduğu bir sanal dünya tabiri ile karşı karşıya kalınmıştır. Son zamanlarda üç boyutlu teknolojilerin gelişmesiyle etkileşimli web 3.0’ın evrimine sanal gerçeklik ortamları da eklenmiştir. Bu sanal ortamlar bireylere iş, eğitim ve sosyalleşme imkanları sunmaktadır. Bahse konu sanal ortamlardan bir tanesi de sanal evrenlerdir. Sanal evrenlerin, gerçekte yaşadığımız fiziksel dünyanın üç boyutlu olarak modellenerek sanal gerçeklik ile taklidini yapan, kişilerin avatarlar yardımıyla temsil edildiği çok kullanıcıların ve etkileşimlerin bulunduğu ortamlar olarak ifade edilebilmesi mümkündür. Fiziksel evrenlerin dijital ikizleri olarak hayatımıza giren sanal evrenlerde gerçek kişiler de kendilerini şekilsel olarak istedikleri cinsiyette, istedikleri biçimde gösterebilmektedir. Bu durumda karşımıza fiziksel evrende yapılabilen alışveriş, eğitim, sosyalleşme, eğlence, aktivite, gezi, gibi birçok şeyin üç boyutlu olarak yapılabildiği sanal bir dünya ve tüm bunları gerçek kişiden bağımsız olarak yapabilecek bir noktaya gelmesi öngörülen dijital kimlikler, dijital kişiler çıkmaktadır. Fiziksel evrende yapılabilen hemen her şeyin üç boyutlu olarak yapılabilmesi globalleşen dünyada bir fırsat olmasının yanında; fiziksel evrende karşımıza çıkan hemen her yasal hak ihlalinin anonim olarak yapılabilmesini sağlaması açısından da bir risktir. Bu anlamda sanal evrenler gerek teknolojik gerekse hukuki olarak inşa edilirken hukuk ve teknoloji de dahil olmak üzere dünyada kurgulanan tüm düzenin merkezinde yer alan “kişi” nin öncelenmesi gerekmektedir.

Sanal Evrenlerin Tanımı ve Önemi

Sanal evren, kişinin kendisinin şahsi olarak gerçekte sahip olduğu yaşam tecrübelerinin haricinde farklı bir dünyanın keşfi olarak görülebilir. Kişinin kendisine ait görünümü bu ortamda avatarlarla ifade edilmektedir. Bu şekilde ortaya konulan bir ortamla kişinin gerçekte yaşadığı fiziki coğrafyasının ötesinde bulunan öteki kullanıcılarla sosyal bağlantılara geçtiğini söylemek mümkündür. Dolayısıyla bu sosyal bağlantıların teknik bakımdan olanaklı olduğu söylenebilecektir. Kişiler sanal evrenlerde alışverişe çıkabilmekte, çalışabilmekte, uzak coğrafyalarda bulunan mekanları gezebilmekte, sosyalleşebilmekte, eğitim alabilmektedir. Diğer bir deyişle bireyler, kendilerine dijital olarak sağlanmış olan birbirinden farklı olanakların bulunduğu gerçek dünyadakiyle benzer niteliklere sahip bir yapı bu sanal evrenleri ifade etmektedir. Yaşadığımız dönemde eğitimden sağlığa, uzay bilimlerinden askeriyeye, fen bilimlerinden sosyal bilimlere, ekonomiden hukukun tüm alanlarına kadar çok değişik dallara yönelik hazırlanan sanal evren platformlarıyla karşılaşmak olanaklıdır. Sanal evrenlerde sanatçılar olağanüstü nesnelerini tasarlayabilmekte, mimarlar mimari tasarımlarını geliştirebilmekte, araştırmacılar çalışmalarını sürdürebilmektedir. Buna benzer birbirinden farklı ortamlar, araçlar ve sosyal deneyimler gerçekle çok benzer olarak ortaya çıkabilmektedir.

Sanal Evrenlerin Gelişim Süreci

Kullanıcıların dijital yerliler olarak yaşayabilecekleri ve sanal ortamda alternatif bir yaşam deneyimleyebilecekleri yeni nesil internet olarak kabul edilen sanal evrenlerde fiziksel evrenin paralelinde bir sanal evren; fiziksel evren ile kesişen bir sanal evren; fiziksel evreni de kapsayan bir sanal evren olmak üzere üç aşamalı bir gelişim süreci öngörülmektedir.

  1. Fiziksel Evrenin Paralelinde Sanal Evrenler

İlk aşamada kullanıcıya fiziksel evrenden bağımsız olarak fütüristik alanları ve fiziksel evrenlerin dijital ikizi olarak tasarlanan sanal evrenleri deneyimleme imkanı sunulmaktadır. Bu aşamada web 2.0 ve web 3.0 tabanlı çözümler birbirinden bağımsız ilerlemekte, aralarında geçişkenlik söz konusu olmamakta ve kullanıcının sanal evrende yaptığı aktivitelerin, etkinliklerin, deneyimlerin fiziksel evrenlerde bir çıktısı bulunmamaktadır.

  1. Fiziksel ve Sanal Evrenlerin Kesişimi

Web 2.0’dan web 3.0’a hem kullanıcı geçişkenliğinin hem de yazılımlar arası geçişin başladığı ikinci aşamada blockchain altyapısının ve erişilebilirliğin yazılım ve donanım olarak gelişmesi ile fiziksel evrenler ve sanal evrenlerin kesişimi söz konusu olmaktadır. Web 2.0 altyapıları ile web 3.0 altyapılarının entegre olmaya başladığı bu aşamada kullanıcı tarafından kişiselleştirilmiş avatarlar ile sanal alanlarda yapılan faaliyetlerin fiziksel evrende karşılığı ve çıktısı bulunmaktadır.

  1. Tam Entegrasyon ve Ortak Yaşam

Uçtan uca blockchain tabanlı sanal evrenlerin, gerçeküstücülüğün devreye girdiği üçüncü aşamada olgunlaştığı ifade edilmektedir. Avatarların ve içinde yaşadığı sanal alanların kalıcı, sürdürülebilir ve kendi yaşam döngüsüne sahip olduğu bu aşamada sanal evrenlerin farazi sınırları fiziksel evrenlerin sınırlarını aşmaktadır. Bir başka deyişle fiziksel evrenler ile sanal evrenler arasında kesintisiz bir entegrasyon ve ortak yaşam söz konusu olmaktadır. Kullanıcılar artık dijital yerliler olarak yaşamlarını sürdürmektedir.

Hukuki ve Etik Yaklaşımlar

Günümüzde hukuksal açıdan bakıldığında iki çeşit kişiden bahsedilmektedir. Bunlar yukarıda da açıklandığı üzere gerçek ve tüzel kişilerdir. Fiziksel evrenlerin paralelinde sanal evrenlerin bulunduğu sanal evrenlerin birinci aşamasında gerçek ve tüzel kişi kavramları doğması muhtemel ihtilafların çözümü ile hak ve sorumlulukların tespiti için yeterli iken fiziksel evrenler ile sanal evrenlerin kesişimin başladığı ikinci aşama ve sanal evrenlerin sınırlarının fiziksel evrenlerin sınırlarını aşacağı öngörülen üçüncü aşamada “kişi” kavramını yeniden ele almak gerekmektedir. Sanal evrenlerin gelişimine paralel olarak yapay zekanın da yatayda ve dikeyde büyümesi ile hemen her sektörde kullanımının yaygınlaşması da kişi kavramında yeni ihtiyaç ve çözümlerin tartışılmasındaki ihtiyacı artırmıştır. Bu noktada karşımıza dijital yada elektronik kişi çıkmaktadır.

Dijital Kişilik Kavramı

Web 2.0 platformlarının yaygınlaşmaya başlaması ile tartışılmaya başlanan, yapay zekanın gelişmesi ile devam eden ve web 3.0 platformlarının doğuşu ile avatarlar bağlamında tartışılmaya devam eden dijital kişi veya elektronik kişi kavramı, sanal veya dijital bir ortamda var olan ve bu ortamda belirli özelliklere ve yeteneklere sahip olan bir varlığı ifade eder.  Bu dijital kişilikler, sanal evrenlerde kullanıcıları temsil eden ve görünüm, cinsiyet ve yetenekler açısından özelleştirilebilen avatarlar aracılığıyla temsil edilebilirler. Sanal evrenlerde kullanıcılar eğlence, etkileşim, eğitim, sosyalleşme, alışveriş gibi sanal evrende sunulan ve üç boyutlu ürün ve hizmetleri avatarları aracılığı ile deneyimleyebilirler. Yapay zeka ve sanal ortamlardaki ilerlemeler ile dijital kişilikler, insanlar ve makinelerle çeşitli ve karmaşık şekillerde etkileşim kurabilirler.

Avatarlar, dijital kimlikler olarak hizmet eder ve diğer avatarlar ve sanal dünya ile etkileşime girebilir. Dijital kimlik, bağlama bağlı olarak “dijital varlık” veya basitçe “kimlik” ile değiştirilebilir ve dijital ortamlarda bir bireyin veya varlığın varlığını ifade eder. Dijital kimlik her zaman bir hesapla ilişkilendirilmez, ancak hesap dijital kimliğe bir örnektir. Dijital kimliğin amacı, bir kullanıcının bir kaynak içindeki varlığını temsil etmektir ve çevrimiçi olarak mevcuttur.

2017 yılında yayımlanan “Avrupa Parlamentosu Hukuk İşleri Komisyonu Robotik Tavsiye Raporu” elektronik veya dijital kişiliklerin hukuki ve düzenleyici sonuçlarını ele alan öneriler sunmaktadır. Rapor kapsamında dijital yahut elektronik kişiliğe göre yapay zekalar bakımından hususi bir hukuksal statünün oluşturularak yapılacak düzenlemelerin bu kapsamda ele alınmasının gerekli olduğu belirtilmiştir. Rapordaki ana önerilerden biri  yapay zekalar ve elektronik kişilikler için özel bir hukuki statünün oluşturulmasıdır. Rapor, dijital kişilerin benzersiz özelliklerini ve yeteneklerini tanıyan ve sanal ortamda hak ve sorumluluklarına ilişkin yönergeler sağlayan bir düzenleyici çerçevenin gerekliliğini vurgulamaktadır. Ayrıca, rapor, bu teknolojileri denetleyecek ve düzenleyecek bir robotik ve yapay zeka ajansının oluşturulmasını önermektedir. Bu ajans, robotik ve yapay zekanın sorumlu geliştirme ve kullanımı için politikalar, standartlar ve yönergelerin oluşturulması ve uygulanması konusunda kritik bir rol oynayacaktır. Amaç, bu teknolojilerin etik prensiplerle uyumlu bir şekilde geliştirilip kullanılmasını sağlamak ve bireylerin ve toplumun haklarını ve çıkarlarını korumaktır. Ayrıca rapor, robotik ve yapay zeka düzenlemelerinde sert ve yumuşak hukuk kombinasyonunun önemini vurgulayarak bu teknolojilerin karmaşıklığı ve hızlı gelişimi göz önüne alındığında, yeni gelişmelere uyum sağlayabilen ve ortaya çıkan zorlukları ele alan esnek bir düzenleyici model önermektedir.

Gerçek kişilerin doğumlarıyla yasal ehliyet kazanmasına karşılık, dijital kişiler yapay zekalar ve elektronik kişilikler için özel bir yasal statü oluşturularak yasal kişilik kazanırlar. Hukuk düzenimizde tam ve sağ doğum ile başlayan gerçek kişinin, tescil, izin ve serbest kuruluş ile başlayan tüzel kişinin yanında sanal evrenlerde dijital yada elektronik kişi;

  • Sanal evrenlerde dijital temsil olarak avatarın oluşturulması,
  • Blockchainde oluşturulan kimlik numarasının sanal temsil olarak oluşturulan avatar ve platformun özelliğine göre ( VR, AR, MR gibi ) teknolojiler ile eşleştirilmesi,
  • Avatarın fiziksel ve sanal evren arasında kesintisiz geçiş içerisinde dijital yeterliliklere sahip olması unsurlarının birarada olması halinde dijital kişi olarak kabul edilebilir.

Diğer bir deyişle fiziksel ve sanal evrenler arasında kesintisiz bir entegrasyon içerisinde oluşturulan; dijital varlık sahipliği, AI kullanımı gibi dijital yeterliliklere sahip; blockchainde oluşturulmuş kimlik numarasının sanal temsil olan avatar ve platformun özelliğine göre VR, MR, AR teknolojileri ile eşleştirilmiş bir kimliğin olması unsurlarının birarada olması halinde bu kimlik sanal evrende dijital yada elektronik kişi olarak kabul edilebilir. Bahse konu unsurlardan herhangi birinin sonlanması ile dijital kimliğin sona erdiğinden söz edebiliriz. Örneğin blockchainde oluşturulan kimlik numarasının tanımlı avatardan silinmesi halinde dijital kimliğin sona erdiğinden bahsedilebilir. Bu durumda dijital ya da elektronik kişiden değil halihazırda olduğu dijital hesaptan söz edilebilir.

Gelecek Perspektifi

Web 3.0 dönüşümü ve dijital kişiler, yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda toplumsal, hukuki ve etik boyutlarıyla bir dönüşümü temsil etmektedir. İnsan haklarını merkeze alan, esnek ve uyarlanabilir bir düzenleyici çerçeve, bu teknolojilerin etik ve sorumlu bir şekilde gelişimini destekleyecektir. Gelecekte bu altyapıların eğitim, sağlık, ekonomi ve eğlence gibi birçok alanda daha büyük bir etki yaratması beklenmektedir. Bu nedenle, teknoloji ile hukukun kesişim noktasında sürdürülebilir bir düzen inşa edilmesi, bireylerin haklarını korurken inovasyonu teşvik eden bir denge oluşturacaktır.